BİR İNSAN HAKLARI BELGESİ:
AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR ŞARTI
Ahmet ULUTAŞ
APK Başkanlığı
Tetkik Hâkimi
Giriş
Avrupa entegrasyon hareketinin başından itibaren demokrasinin, hukuk devletinin ve insan haklarına saygının teşviki amaç olarak takip edilmiştir. İnsan haklarının himayesi ayrı olarak AT’nin orijinal görev alanında yer almasa da konu bugün AB’nin doğal siyasi amacı olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. İnsan haklarına saygı AB’nin dış ilişkilerini ve aday ülkelerle ilişkilerini de büyük ölçüde etkiler hale gelmiştir.
3-4 Haziran 1999’da AB’nin 15 devlet ve hükümet başkanından oluşan Avrupa Konseyi Köln Zirvesinde, Parlamento temsilcilerinin de katılacağı bir heyeti Temel Haklar Şartı’nı 2000 yılı sonuna kadar hazırlamakla görevlendirmiştir. Birlik yurttaşlarının haklarının güçlendirilmesini, AB kimliği ve meşruiyetinin güçlenmesini hedefleyen bir temel haklar şartı hazırlama kararı zirvede Konsey dönem başkanlığını yürüten Almanya’dan gelen öneri üzerine alınmıştır. Bu kararla başlayan çalışmalar Aralık 2000 tarihinde Nice’de Temel Haklar Şartı’nın kabulü ile son bulmuştur. Bu Şart AB’ye ne sağlayacak? Bu Şart AB kapsamında temel hakları[1] düzenleyecek, bir araya getirerek tek bir katalog içinde toplayacak, bu sayede AB’nin yalnızca bir ülkeler topluluğu değil, aynı zamanda bir değerler topluluğu olarak nitelenmesine de katkıda bulunacaktır.[2]
I. Temel Haklar Şartı öncesi Avrupa Birliğinde insan haklarının gelişim süreci
Şekli bir temel haklar şartı olmaksızın da Birlik hiçbir zaman temel hak ve özgürlükleri gözardı etmemiştir.[3] Temel insan haklarının temini ve teşviki her zaman için AB’nin ana görevi olarak kabul edilmiş ve temel haklar gerek AB politikalarının şekillenmesinde ve gerekse ATAD’ın (Avrupa Toplulukları Adalet Divanı) uygulamasında dikkate alınmıştır. AB’de temel haklar antlaşmanın kendisinde, diğer kaynaklara göndermelerle ve ATAD’ın içtihatları çerçevesinde olmak üzere üç seviyede dikkate alınmıştır.
AT Antlaşmasında temel haklarla ilgili hükümler yer almaktadır. Dört temel özgürlük, ayrımcılık yasağı, kadın ve erkeğin eşit ücret alması prensibi bunlara verilecek örneklerdendir. Buna rağmen münferit temel insan hakları listesi yapılamamıştır. Üye ülkeleri bağlayıcı olmaksızın istihdamın artırılması, sosyal haklar alanında iyileştirmeler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi yeterli bir sosyal koruma olarak kabul edilmiştir. AB Antlaşmasının 6’ncı maddesi Birliğin istinat ettiği prensipleri vurgular. Bunlar özgürlük, demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve temel özgürlüklerine saygıdır. İnsan hakları bakımından madde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve üye ülkelerin ortak anayasal geleneklerine atıf yapmaktadır. Amsterdam Antlaşması ile birlikte Antlaşmanın 7’nci maddesi insan haklarını ağır şekilde ve sürekli ihlal eden üye devletlere karşı uygulanacak yaptırım mekanizması öngörmektedir. Bu yaptırım AB üyeliğinden doğan muayyen hakların askıya alınmasına kadar varabilecektir. Bunun dışında AB Antlaşmasının 49’ncu maddesinin 1’nci fıkrası, 6’ncı maddede yer alan prensipleri yeni devletlerin AB’ye katılma koşulları olarak kabul etmiştir. Amsterdam Antlaşmasının girişinde insan haklarına saygının yanı sıra, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nın ve 1989 tarihli Topluluk Temel Sosyal Haklar Şartı’nın tespit ettiği şekilde, bağlayıcı temel prensip olarak sosyal hakların önemini teyit etmiştir. AB yurttaşlarının temel hakları çeşitli uluslararası sözleşmelerde, örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde de dayanaklara sahiptir. Bu sözleşmeler esas itibarı ile aynı hükümler içerse de kısmen farklılıklar da taşımaktadır. Bu alanda en yeni metin AGİT tarafından ilan edilen 1990 tarihli yeni Avrupa Paris Şartı’dır. Bu metin tüm AB üyesi ülkelerce imzalanmıştır. Ancak tabiidir ki, buradaki hükümler temel insan haklarının AB kapsamında himayesi bakımından doğrudan bir hüküm içermediğinden açık bir bilgi verememektedir.
Avrupa Birliği seviyesinde temel insan hakları himayesi şimdiye dek münferit durumlara ilişkin, AİHK’ya[4] istinat eden içtihatlarla sağlanmıştır. ATAD’ın (Avrupa Toplulukları Adalet Divanı) temel hakları himaye eden yaklaşımı AB yurttaşları bakımından şeffaf bir temel hak teminatı sağlayamamıştır. Birlik için bağlayıcı temel hakların açık olarak saptanması şimdiye kadar mümkün olmamıştır.[5] Temel insan hakları teminatı klasik hakların ötesine geçememiştir. Ekonomik özgürlüklerin yanısıra bio-genetik ve enformasyon teknolojileri alanında ortaya çıkan yeni nesil temel haklar da dikkate alınmamıştır.
Maastricht Antlaşması ile tesis edilen Birlik yurttaşlığı[6] da uzun süre ulusal vatandaşlığın genişletilmesi olarak görülmüştür. Bu çerçevede entegrasyonun güçlenmesinin zorunlu olarak daha çok politikanın topluluk tarafından düzenlenmesine karşılık bireylerin sistem içinde kendi durumları itibarı ile karanlıkta kaldığı dikkate alınmamıştır. Topluluk düzenlemelerinin yoğunluk kazanması paralelinde, bireylerin kendilerini doğrudan ilgilendiren Avrupa politikası önlemlerine ilgisi artmıştır. AB seviyesinde ancak birincil hukukta ortak değerlerin ve temel hakların saptanması üzerinden, içtihatların gerekli ölçüde otoritesi, teminatı ve demokratik anlamda kabulü sağlanabilir.
Bu genel değerlendirmelerden sonra Temel Haklar Şartı’nın anlam ve yapılış amacının tartışılması gerekir. Temel insan hakları, egemenlik yetkisine sahip olanların bu egemenliklerini sınırlamak, bireye devlet otorite ve gücü karşısında birtakım teminatlar sağlama gibi amaçlar taşır. Temel hak teminatının sağlanması ile hukuk devleti varlığı anlam kazanır. AB’nin bilinen ve klasik anlamda bir devlet teşkil etmemesi, temel hak şartının oluşturulmasına teorik temelde bir engel teşkil etmemektedir. Temel haklara riayet yükümlülüğü topluluk tarafından egemenlik yetkileri kullanıldığı ölçüde topluluğu da bağlamaktadır.[7] Hazırlanan Temel Haklar Şartı’nda da büyük ölçüde şimdiye değin mevcut olan haklar yer almaktadır. Yalnız Temel Haklar Şartı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ilaveten medeni ve siyasi hakların yanısıra, sosyal ve ekonomik hakları da içermektedir.
Temel Haklar Şartı’nın ifa ettiği bir diğer önemli fonksiyon ise içerdiği insan hakları koruma hükümlerinin yanında, AB’nin hangi hakları korumaya değer gördüğüne açıklık getirmektedir. Şart, AB bünyesinde temel hakların anlam ve kapsamına, bireylerin hak ve yükümlülüklerine açıklık getirerek ortak hukuk düzeninin kabul görme şansını yükseltmektedir. AB’nin kendi temel haklar şartıyla objektif bir Avrupa değerler düzeninin mevcudiyeti dile gelmektedir. Şart bağımsız Avrupa siyasi kriterlerinin icrasında önemli bir adım teşkil etmektedir. Bu sayede AB yurttaşlarının özgürlük haklarını temin eden bir değerler topluluğu olarak kabul görecektir. Şart Avrupa Birliğini bir değerler topluluğu olarak ekonomik ve parasal birliğin ötesine taşımaktadır. Ekonomik Avrupa, hak ve yükümlülükleri olan Avrupa ile tamamlanmaktadır. Şartla bir taraftan şimdiye dek gerçekleştirilen entegrasyon konsolide edilirken, diğer taraftan temel hakların mutlak olarak kodifiye edilmesiyle, AB yurttaşlarına Brüksel kararlarına karşı kendi bireysel haklarını koruma imkanı verilmek istenmiştir. Oluşturulacak ortak bir temel hak katalogu Avrupa kimliğinin üretilmesini de ateşleyici etki yaratacaktır. Bu kimlik, ulusal kimlikleri ikame etmeyecek, ulusal kimliğin yanı sıra ortaya çıkacak ve hep birlikte Avrupa’nın büyümesine katkı yapacaktır.[8]
Birlik yurttaşlarının hakları konusunda açıklık getirilmesi ve AB hukukunun uygulanma alanında tanınan hakların teminatı olması Şart’tan beklenen hususlardandır. Avrupa hukuk düzeninin şeffaflığı gerçekten önemli bir şekilde güçlendirilmiş olacaktır. Bugüne değin çok çeşitli devletler hukuku, topluluklar ve ulusal hukuk metinlerinde dağınık olarak bulunan temel haklar tek bir metin içinde toplanmış ve içtihatlarla gelişen yargıç hukuku yerine AB yurttaşı tarafından rahatlıkla anlaşılabilen bir metin ortaya çıkmıştır. Şart bu hali ile temel insan hakları alanında ortak Avrupa müktesebatının bir özü olarak kabul edilmektedir. Temel haklar Avrupa’nın demokratik haklarına açıklık getirmekte ve bu şekilde, AB’nin meşruiyeti ve AB yurttaşlarınca kabul görmesi sağlanmaktadır. AB yurttaşlarının onayı olmaksızın entegrasyonun daha ileri adımlarının atılamayacağı bugün bir gerçek olarak kavranmaktadır. Temel Haklar Şartı’nın kamuoyu tarafından kabul görmesinde Şart’ın hazırlanmasında açık ve şeffaf bir prosedürün uygulanması önemli bir rol oynamıştır.
II. Uygulanan usul ve süreç
Almanya’nın inisiyatifiyle 3-4 Haziran 1999 tarihli Köln zirvesinde Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonunda yer alan ve üye devletlerin ortak anayasal geleneklerinden oluşan temel hakların bir metinde toplanması karara bağlanmıştır. Bir heyeti bu konuda görevlendiren karar Şartın program düzenleme olarak siyasi direktifler içermesini öngörmemiştir.
Finlandiya dönem başkanlığınca Tampere’de 15-16 Ekim 1999’da toplanan Avrupa Konseyi bu heyetin teşkili ve çalışma şeklini saptamıştır. Oluşturulan heyetin buna göre hükümetlerarası konferansa paralel, ancak ondan ayrı çalışması kabul edilmiştir. Bu heyette dört grubun yer aldığı görülmektedir. Bunlar 15 devlet ve hükümet başkanı temsilcisi, 30 ulusal parlamento temsilcisi, 16 Avrupa Parlamentosu üyesi ve Komisyon Başkanını temsilen bir Komisyon üyesidir. Heyet seçimle kendi içinden bir başkan seçmiştir. Çalışmalara Ekonomik ve Sosyal Komite, Bölgeler Komitesi, Ombudsman, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve uzmanlar da katılmıştır. Bunun dışında aday ülkeler de Şart’a ilişkin görüşlerini ortaya koyma imkanını elde etmişlerdir. Heyet üyeleri tarafından yapılan formülasyon önerileri ışığında redaksiyon komitesi ilk şart tasarısını hazırlamıştır. Hazırlanan bu tasarı metninin yeterli olgunluğa geldiğinde Avrupa Konseyine iletilmesi kararlaştırılmıştır.
Heyet ilk toplantısını 17 Aralık 1999’da yapmıştır. İlk toplantıda Almanya temsilcisi olarak toplantıya katılan Roman Herzog başkanlığa seçilmiştir.[9] 1 ve 2 Şubat 2000’de yapılan toplantıda heyet kendini “Konvansiyon” olarak adlandırma kararı almıştır. Beş kişiden oluşan ve Roman Herzog başkanlığında çalışan bir redaksiyon komitesi oluşturulmuş ve bu komite değişik kategorideki hakları tasarı haline getirmiş ve Konvansiyona incelenmek üzere iletmiştir. Konvansiyon yaptığı 30 kadar toplantı sonrasında son toplantısını 11-12 Eylül 2000’de yapmış ve nihai tasarıyı kabul etmiştir.
Burada Konvansiyon yönteminin benimsenmesiyle Avrupa entegrasyon tarihinde ilk kez yeni ve farklı bir yöntem uygulanmış, devlet ve hükümet başkanları kapalı kapılar ardında karar almamış, üyelerinin çoğunluğu AB yurttaşlarınca doğrudan seçilen milletvekillerinden oluşan bir heyete görev verilmiştir. Bu sayede temel hakların hükümetler tarafından yukarıdan verilmeyip, insanların kendisinin bu hakları elde etmesinin gerekliliği düşüncesi nazara alınmış olmaktadır. Bunun da ötesinde Konvansiyon hızlı ve etkin bir çalışmanın şeffaflık ilkesinin egemen olduğu koşullar altında da gerçekleşmesinin mümkün olduğunu göstermiştir.
Konvansiyon yöntemi, bugün AB Anayasasının formüle edilmesinde kullanılan bir yöntem olarak, ilk başarılı semeresini Temel Haklar Şartı çerçevesinde vermiştir.[10] AB yurttaşları kendilerinin somut olarak etkilendikleri AB karar ve önlemleriyle ilgilenmektedirler. Bunun da ötesinde entegrasyon sürecine ilişkin gelişmeler açık ve şeffaf bir tarzda gerçekleştiği ölçüde bununla doğru orantılı olarak AB’ye olan kamuoyu ilgisi de artmaktadır. Bu şekli ile Konvansiyon yöntemi bir hükümetlerarası konferans yapılmasına alternatif teşkil etmektedir. Hükümetlerarası konferansın eksiklerinden olan, şeffaf olamama, oybirliği zarureti ve Parlamentoların müzakerelerdeki etkilerinin azlığı gibi hususlar bu prosedürle ortadan kalkmış olmaktadır.
III. Ortak anayasal gelenekler
Temel Haklar Şartının hazırlanması Avrupa Anayasasının oluşumunda ilk adımı teşkil etmektedir. Ancak AB’nin federal yapısının güçlenmesinden endişe duyan ve hükümetlerarası işbirliği modeli taraftarları, Temel Haklar Şartına da kuşkuyla bakmış ve mevcut AİHK ve Sosyal Şart çerçevesinde ayrı bir Avrupa Temel Haklar Şartının gerekli olmadığını ileri sürmüşlerdir. Özellikle İrlanda, İsveç, Danimarka ve İngiltere yeni bir temel hak katalogu ile yeni yükümlülüklerin doğacağı ve yeni egemenlik yetkisi devirlerinin söz konusu olacağı endişesiyle Şart’a genel olarak kuşkuyla yaklaşmışlardır.[11] Özellikle sosyal hakların devlete karşı güvence altına alınması çerçevesinde karşı koyma oldukça güçlü olmuştur. Buradan hareketle endişe edilen bir diğer husus da, Avrupa çapında sosyal hakların anlaşmalara dercedilmesiyle ATAD’a ulusal istihdam ve sosyal politika alanlarında yeni yetkiler tanınmasıdır.
Temel Haklar Şartının hazırlanmasında ortaya çıkan uyuşmazlığın arkasında üye ülkelerin farklı anayasa geleneklerine sahip olmaları da bulunmaktadır.[12] Nispeten yeni olan Yunanistan, Portekiz ve İspanya anayasalarında temel haklar kapsamlı olarak kaleme alınmıştır. Mevcut 14 anayasadan 12’si temel hak katalogu içerir. [13] Anayasalarda en yaygın olarak karşımıza çıkan hak çalışma hakkıdır. Örneğin çevre hakkı ise ancak yedi üye ülke Anayasasında açıkça yer almaktadır. İspanyol ve Portekiz anayasalarında sosyal haklara ilişkin önemli hükümler mevcut iken, Alman Anayasasında ise 20’nci maddede yer alan “sosyal federal devlet” ve 28 nci maddede yer alan “sosyal hukuk devleti” ifadesi dışında somut sosyal haklar ve amaçlar yer almaz.
Bütün bu farklı gelenekler sonucu Şart’ın ekonomik ve sosyal haklar bölümünün içeriği konusunda birbirinden farklı görüşler ortaya çıkmıştır. İngiltere Şart’ın medeni ve siyasi hakların ötesine geçmemesi sosyal ve ekonomik haklara dokunmaması gerektiğini ileri sürmüştür. İngiliz görüşüne göre Şart sadece ulusal hukuklarda geçerli ve mevcut haklara açıklık getirebilir, yeni AB yetkileri yaratamaz. Fransız görüşü ise bunun tam tersi olup, sosyal haklar Avrupa kimliğinin bir unsurudur ve Şart’ın ana konusu olmalıdır. Temel Haklar Şartı mevcut hakların bir listesini yapmakla yetinmemelidir.
IV. Tasarı üzerinde mutabakata varılması
28 Temmuz 2000’de nihai tam tasarı oluşturulmuştur. Aşırı şüpheci (ultra suspicious) AB üyesi ülkeler Şart’ın uygulama alanıyla ilgili 49’uncu maddesine, AB’nin yetkilerinin genişlemesini önlemek için sıkı bir sınır konulmasını talep etmişlerdir.
Tasarı üzerinde tartışmalar sürerken Konvansiyonda çok sayıda değişiklik teklifi yapılmıştır. Bu değişiklik önerileri çerçevesinde tasarıdaki düzeltmeler 20 Eylül 2000’de yapılan yeni bir Konvansiyon toplantısında tamamlanmıştır. Tasarının yeniden ele alındığı bu toplantıda dibace üzerinde tartışma yaşanmıştır. Hıristiyan Demokrat Avrupa Parlamentosu milletvekilleri dibacede Tanrıya atıf yapılmaz ise tasarıyı kabul etmeyeceklerini ifade etmişlerdir. Konvansiyon başkanı Herzog sonuç olarak farklı tercüme olanakları sağlayan geniş bir formülasyonla çözüm bulmuştur.
V. Şart’ın içerik ve yapısı
Komisyon sadece bireylerin yetki alanına giren temel hakları kapsayan bir şart hazırlamayı değil, insan haklarını, temel hakları ve medeni hakları tanımlayan modern bir şart yaratmayı amaçlamıştı. Bununla beraber Şart’ın 51’nci maddesi Şart’ın topluluk için yeni yetki ve görevler tesis etmediğini, Şart’ın topluluk organlarını ve üye devletleri topluluk hukukunun icrası çerçevesinde bağladığını öngörmektedir.
Gözden geçirilmiş tasarı anlaşılır ve tam olarak kaleme alınmış AB yurttaşlarının Birlik kurumlarına karşı haklarını düzenleyen 54 adet madde içermektedir. Şart bir dibace ile başlamakta ve 7 bölüm- insan onuru, özgürlükler, eşitlik, AB yurttaşlık hakları, dayanışma, adli haklar ve genel hükümler olmak üzere- içermektedir. Dibace Birliğin ilke ve prensiplerini saymakta, subsidiarite prensibi, üye devletlerin ortak anayasa geleneklerinden ve uluslararası yükümlülüklerinden doğan haklar teyit edilmektedir. Komisyon temel hakları, anlaşmanın bir parçası gibi formüle etmeyi kararlaştırmıştır.
Şart Birlik yurttaşlarının siyasi, medeni, ekonomik ve sosyal haklarını tek bir metin içinde bir araya getirmiştir.[14] Bu şekilde hakların bölünmezliği prensibi gerçekleşmiştir.[15] Şimdiye değin siyasi ve medeni hakların bir tarafta, ekonomik ve sosyal hakların diğer tarafta ayrı hukuki metinlerde ele alınması uygulamasına son verilmiştir. Temin edilecek haklar Birlik yurttaşları için kabul edilen haklar istisna olmak üzere, vatandaşlık ayrımı yapılmaksızın tüm insanlar için geçerli olacaktır.
Şart çağın koşullarına uygun olarak genlerle oynama yasağı ve insan klonlaması gibi bioetik prensipleri de içermektedir (madde 3).[16] Verilerin korunması hakkı, sadece İspanyol ve Portekiz Anayasasının tanıdığı bir hak olarak Şart’ın 8’nci maddesinde yer almıştır. Şart’ın 16’ncı maddesinde teşebbüs hürriyeti topluluk hukuku ve ulusal hukuk düzenlerine ve uygulamalarına göre kabul edilmiştir.[17]
Şart’ın 22’nci maddesinde Birlik, kültürel dini ve dil çeşitliliğine saygı gösterme yükümlülüğüne girmektedir. İspanya ve Fransa’nın etkileriyle ulusal azınlık hakları madde metnine alınmamıştır.[18] Sosyalistlerin irade ve istemleriyle, yaşlı insanların onurlu ve bağımsız yaşama hakkı ve sosyal ve kültürel yaşama katılma hakkı kabul edilmiştir (md. 25). Şart birlik politikaları çerçevesinde (35, 37 ve 38’nci maddeler) düzeyli bir sağlık hakkı, çevre hakkı ve tüketici korumasını garanti etmektedir. 41’nci maddede yer alan “iyi yönetim” hakkı[19] ve topluluk organlarının dokümanlarına ulaşma hakkı (42’nci madde) topluluk yönetiminin şeffaf ve fonksiyonunun amacına uygun olması talebine uygun düşmektedir.
Sosyal hakların Şart teminatları kapsamına alınması son ana kadar tartışmalı kalmıştır. Şart’ta yer verilen sosyal haklar bu nedenle oldukça mütevazı ve ciddi itirazlar nedeniyle elastik bir şekilde formüle edilmeye çalışılmıştır. Örneğin çalışma hakkından sadece geniş yoruma imkan veren çalışabilme hakkı (madde 15) ortaya çıkmıştır. İngiltere’nin itirazları dikkate alınarak her seviyede değil sadece uygun seviyelerde toplu sözleşme hakkı kabul edilmiştir. Bunun dışında danışma ve enformasyon hakkının içeriği (madde 27) tam olarak açık değildir. Grev hakkı (madde 28) bir çok alanda kabul edilmemiştir. Ancak sosyal hakların Temel Haklar Şartında düzenlenmesinin, örneğin sosyal hakları basit bir hak olarak düzenleyen Alman Anayasasına nazaran bu hakların önemini artırıcı etki yarattığı söylenebilir.
Şart henüz birliğin yetki alanına girmeyen, örneğin ceza hukuku hükümleri de içermektedir (ölüm cezası yasağı madde 2). Tam olarak açıklığa kavuşmayan durum, bazı hakların özel kişiler arasında doğrudan etki doğurabilmesi imkanına sahip olup olmadığıdır. Şart her şeyden önce AB yurttaşlarına karşı AB organlarını bağlamaktadır. Şart bilahare birincil hukuka dahil olacaksa,[20] burada bir inceleme yapmak gerekmektedir. Şart’ın uygulanma alanı VII. Bölümün genel hükümlerinde açık olarak ortaya konmuştur. Bu hüküm Şart’ın kapsamını açıklamak ve sınırlarını göstermek bakımından ışık tutmaktadır. AİHK ve Şart arasında ve yine Strasbourg İnsan Hakları mahkemesi ve ATAD içtihatları arasında sapma tehlikesine sınır koyan düzenleme de AİHK’ya atıf yoluyla çözümlenmiştir (madde 52/3).[21] Şartın Birlik için yeni yetkiler oluşturması ve subsidiarite prensibini ihlal etme tehlikesi 51’inci madde ve devamındaki düzenlemelerle önlenmiştir.[22]
Temel Haklar Şartı, kendisine yöneltilen kimi yetersizlik eleştirilerine karşın bir uzlaşı metni özelliğini taşıdığı gibi, konvansiyon üyeleri arasındaki birbirinden sapan pozisyonları makul bir dengeye oturtan bir metindir. Bir çok hüküm görüşmeler sırasında başlangıçtaki formülasyona nazaran daha da yumuşatılmıştır. İngiltere’nin reaksiyon ve itirazlarının bir yansıması olarak sosyal ve ekonomik sorunlara ilişkin maddelerde, bu hakların geçerli hukuk ve ulusal uygulamalarla uyumlu olarak anlaşılacağı vurgulanmıştır. Bu sayede kodifiye edilen sosyal hakların yeni sübjektif iddialara konu edilmesi önlenmek istenmiştir. Daha doğrusu bu hükümlerin bir kısmında haklar değil amaçlar formüle edilmiştir. Bu şekilde grev hakkı açık olarak tanınmış ancak ulusal kanunların sınırları esas alınmıştır.
Mesken hakkı konusunda çoğunluk sağlanamamakla beraber, mesken yardımı kabul edilmiştir (madde 32). Ekim 2000’de tasarıya ilişkin prosedür şekli olarak tamamlandıktan sonra, tasarı, devlet ve hükümet başkanlarına iletilmiştir. Devlet ve hükümet başkanları Biarritz’de yapılan 13-14 Ekim 2000 tarihli informel zirvede oybirliği ile Temel Haklar Şartı’nı kabul etmiştir.[23] Bunun üzerine Şart’ın, Komisyon ve AP tarafından kabul edilmesinden sonra Nice zirvesinde ilan edilmesi kararlaştırılmıştır.
AP tasarıyı çoğunlukla kabul etmiştir. Şart AP milletvekilleri tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Parlamento raportörü Johannes Voggenhuber (Avusturyalı yeşil) yeni tasarıda işçi işveren hakları arasındaki dengenin kaybolduğunu eleştiri olarak dile getirmiştir. Teşebbüs hürriyeti kabul edilirken, işçilerin sosyal hakları sadece ulusal yasalar çerçevesinde dikkate alınacaktır. Çalışma hakkı iş bulma kurumunun hizmetinden bile ücretle yararlanma hakkına indirgenmiştir (madde 28). Diğer bir kısım milletvekilleri, Avrupa’da liberal ekonominin hakimiyetinin ilanı nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını beyan etmişlerdir. Komisyon ise tasarıyı hiçbir rezerv olmadan kabul etmiştir.[24]
VI. Şart’ın hukuki statüsü
Şart’ın içeriği konusunda uzlaşma sağlandıktan sonra Şart’ın hukuki bağlayıcılığı yeni bir uyuşmazlık konusu olarak ortaya çıkmıştır. Şart’ın anlaşmalara ithal edilmesi her bir AB yurttaşına, haklarının AB organları veya AB hukukunu uygulayan ulusal organlar tarafından ihlali halinde dava açma hakkı temin edecektir. Temel hak ihlallerinin yalnızca ulusal hukuk üzerinden gerçekleşmesi durumunda ise Şart’ın hukuken bağlayıcı olması halinde dahi üye devletlerin temel hak düzenlemeleri geçerli olacaktır.
Avrupa Parlamentosu, Şartı Avrupa Anayasasının temeli olarak görmekte ve bu nedenle topluluk kurucu antlaşmalarına derhal dahil edilmesini talep etmekteydi. Komisyon da aynı şekilde Şart’ın anlaşma metnine dahil edilmesini belki biraz daha az vurgu ile talep etmekteydi. Bu çerçevede Komisyon, AP, Ekonomik ve Sosyal Komite, Bölgeler Komitesi ve sivil toplum örgütleri çoğunlukla Şart’ın hukuken bağlayıcı olması gerektiğini kabul ederken, üye ülkeler arasında bu konuda bir uzlaşma sağlanamamıştır. Özellikle İngiltere AB yurttaşlarının mahkemeler nezdinde Şart’ta yer alan haklara istinaden dava açabilmesini reddetmiştir.
İngiltere’nin karşı çıkması karşısında Biarritz’de Şart’ın hukuki bağlayıcılığında ısrar edilmesi sonuç vermemiştir. İngiltere temsilcisi Lord Goldsmith görüşünde muhtelif üye devletlerin karşı koyması nedeniyle bağlayıcı bir temel hak şartının kabulü şansının yüksek olmadığını ifade etmiştir. Bağlayıcı niteliğe sahip bir Şart bu görüşe sahip olanlar tarafından Avrupa süper devletini oluşturma istikametinde tek yönlü Avrupa entegrasyon projesi çerçevesinde atılmış gizli bir adım olarak nitelenmekteydi. İskandinav ülkeleri de Şartı sadece bir deklarasyon olarak görmek istemekteydiler. Zira İngiltere ve İskandinav ülkeleri Temel Haklar Şartını, Avrupa Anayasasının yolunu hazırlayan ve bu şekilde AB’nin devlet olarak şekillenmesinde bir truva atı olarak görmekteydiler.
7 Aralık 2000 tarihinde Şart nihayet Nice Zirvesi’nde Konsey Başkanı Chirac, Komisyon Başkanı Prodi ve Parlamento Başkanı Fontaine tarafından sadece resmen ilan edilmiştir. İngiltere Başbakanı Blair, Şart’ın sadece bir siyasi deklarasyon olarak kalacağını beyan ederken, Alman Başbakanı Schröder Şart’ın anlaşmalara dahil edilmesinin Nice Zirvesi sonrası süreçte Almanya’nın hedefleri arasında olduğunu ilan etmiştir. Fransa da bu hedefi paylaştığını ve gerçekleştirmeye hazır olduğunu ilan etmiştir. Schröder, zamanın İtalya Başbakanı Giuliano Amato ile beraber yayınladıkları ortak deklarasyonda, Şart’ın Avrupa Anayasasının tartışılacağı 2004 tarihinde toplanacak hükümetler arası konferans çerçevesinde yetki sınırlaması ve yetki taksimi konuları çerçevesinde ele alınmasını talep etmiştir.[25] Nice anlaşmasına ekli Avrupa Birliğinin geleceğine ilişkin bildiride de Şart’ın nihai statüsü sorununun gelecekteki reform çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturacağı belirtilmiştir.
VII. AB Anayasasında şartın durumu
AB Temel Haklar Şartı’nın hukuksal niteliğini saptama sorunu, Konvansiyon’da[26] en yoğun görüşmelerin yapıldığı konular arasında yer almıştır. Görüşmelerde Taslak’ın Şart’a atıf yapmakla yetinmesi, Şart’ın ek bir protokolde Taslak ile bütünleşmesi ya da Taslak’ın ilk bölümüne (Bölüm I) Şart’ın tam metninin eklenmesi gibi ihtimaller tartışılmıştır. Sonuçta, Şart’ın Taslak’ın ikinci bölümünde (Bölüm II) kendi başlangıç kısmı ile beraber tam metin olarak yer alması kararlaştırılmıştır. Böylece Şart Taslak’ın bağımsız bir bölümünü oluşturacak biçimde, anayasa metni içine girmiştir. Konvansiyonun Şart’ı kimi maddelerinde değişiklik yaparak anayasa metninin kapsamına aldığı da vurgulanmalıdır.[27]
Şart’ın Taslak’a girmesi, ilk bakışta yazılı bir temel hak katalogundan beklenen bildik tüm siyasal yararları sağlamaktadır: AB’nin temel haklarla bağlılığı konusunda AB vatandaşları ile üye ülkeler ve aday ülkeler ulaşılabilir bir metne ve öngörülebilir bir hak kataloguna kavuşmuşlardır. Yazılı hak katalogu anayasanın ve AB’nin değerci kimliğini ortaya koymakta ve bütünleşme açısından bir meşruiyet unsuru olarak belirmektedir.
Ancak Şart Taslak’a eklenirken gösterilen özen eksikliği sonucu anayasa çift başlangıçlı bir metin haline gelmiştir: anayasanın başlangıç metni ve anayasa Bölüm II’de yer alan AB Temel Haklar Şartı’nın başlangıç metni. Bu yöntem, Şart’ın içerdiği bazı hakların Taslak’ın diğer bölümlerinde de düzenlenmesi ve bu şekilde kesişmeler ve çifte düzenlemeler sonucunu da doğurmuştur. Konvansiyon kesişen düzenlemeler sorununun çözümünde, Şart’ın özgün metninde bulunan bir normda yani II-112’nci maddenin 2’nci fıkrasında (Şart’ın kendi içindeki özgün numaralandırmasına göre 52’nci maddede) değişiklik yapmakla yetinmiştir. Buna göre Şart’ta tanınan haklar anayasanın diğer bölümlerinde de düzenlenmişse, söz konusu hakların kullanımı, anayasanın ilgili bölümlerindeki koşul ve sınırlamalara bağlı olacaktır. Oysa ilgili bölümlerde birbiri ile ilişkilendirilmiş daha sistematik bir düzenleme yapılabilirdi.
Konvansiyon Şart’ın güvence altına aldığı hakların içeriği konusunda tek bir hak dışında değişiklik yapmamıştır. Söz konusu hak belgelere ulaşma hakkıdır. Şart’ın özgün metninde belgelere ulaşma hakkı yalnızca Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon’un belgelerini kapsıyordu. Şart, hakkın kapsamında yer alan belgeleri, AT Antlaşmasının 255’nci maddesi ile uyumlu biçimde belirlemişti. Oysa Anayasanın I-50’nci maddesinin 3’ncü fıkrası hakkın kapsamındaki belgeleri, Birlik organları, kuruluşları ve ajanslarının belgeleri olarak belirlemektedir. Böylece I-50 ile II-102’nci madde birbirleri ile uyumlu hale getirilmiştir.[28]
Sonuç
Avrupa Konseyinin Haziran 1999 tarihinde aldığı inisiyatifi tüm AB yurttaşları hatta yasal olarak AB üyesi ülke hudutları içinde ikamet eden bireyler için bir Temel Haklar Şartı’nın oluşmasını sağlamıştır. Şart gerek içerik olarak, gerekse hazırlanmasında izlenen yöntem olarak AB entegrasyonunun uzun vadeli gelişiminde dikkat çeken yeni motivasyonlar getirmiştir. Temel haklar katalogunun oluşturulmasıyla bir Avrupa Anayasasının en önemli unsuru içerik olarak ortaya konulmuştur. Bunun da ötesinde Konvansiyon yöntemiyle, tamamen yeni bir yöntem olarak, şeffaflık ve açıklık ihtiyacına cevap verilebilmiştir. Bu şekilde hükümetler arası konferans yöntemine bir alternatif yaratılmış olmaktadır.
Şart aday ülkeler bakımından da bu prensiplere saygı gösterilmesinin tam üyelik için ön koşul teşkil ettiğine ilişkin güçlü bir sinyal de teşkil etmektedir. Tüm AB’ye aday ülkelerden Avrupa Birliği, demokrasi ve hukuk devleti özelliklerini taşımalarını beklemektedir.[29] Bütün bunların ne anlama geldiğini şimdi Şart açıklığa kavuşturmuştur. Temel Haklar Şartı insan hakları ve temel haklar bakımından üçüncü devletlere Birliğin değerlerini ortaya koyan bir metin olarak dışarıya karşı Birliğin insan hakları politikasını ve uluslararası işbirliğini de etkileyecektir. Bu sayede Şart AB’nin diğer devletlere yaptığı insan haklarına riayet taleplerinin inandırıcılığının da bir vasıtası olacaktır. Bunun yanında Şart din, dil, ırk farkı gözetmeksizin ortak değerlerin mevcudiyetine istinaden AB’ye bir kültür topluluğu olma niteliği kazandırdığı gibi bu yolla ortak AB kimliği oluşturulmasına da dolaylı yoldan katkıda bulunacaktır.[30]
Temel Haklar Şartı AB yurttaşlığının içeriğinin doldurulması bakımından da önemli bir adım teşkil etmektedir. Demokratik sistemlerde egemenlik yetkisinin meşruiyeti temel hakların ve genel olarak ta insan haklarının teminiyle sağlanır.[31] Temel Haklar Şart’ı açık olarak AB yurttaşlarının haklarını ortaya koymuştur. AB’nin demokratik karakterinin altını çizmek ve AB yurttaşlarını birbirine daha yakınlaştırmak için belki de Şart bir büyük imkan oluşturacaktır. Ancak Şart’ın anlaşmalarda yer almaksızın hukuken bağlayıcılık kazanması mümkün değildir. Bunun sonucu olarak ta temel hak ihlallerinin Şart’a dayalı olarak dava konusu olabilmesi, Şart’ın topluluk hukukunun bir parçası olamaması nedeniyle “şimdilik” mümkün değildir.[32]
K A Y N A K Ç A
Alp, Mustafa, “Avrupa Birliği Temel Sosyal Hakları ve Türk İş Hukuku”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2004, s. 1-41.
Arsava, A. Füsun, “AB’nin Anayasallaşma Sürecinde Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No: 2, Bahar 2004, s. 1-9.
Arsava, A. Füsun, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No. 1, 2003, s. 1-17.
Arsava, A. Füsun, “AB Hukukunda Yurttaşlık Kavramı”, KOÜHF Dergisi, S. 2, 1998/1999, s. 293-304.
Atay, Ender Etem, “AB Üyesi Olmanın Vatandaşlara Tanımış Olduğu Belli Başlı Haklar”, GÜHF Dergisi, C: II, S. 1-2, 1998, s. 229-257.
Balkır, Canan, “Kimlikler Avrupası Üzerine Düşünceler”, Yeni Türkiye, S. 36, 2000, s. 815-821.
Baydur, Mithat, “Avrupa Vatandaşlığı”, Yeni Türkiye Dergisi, S. 36, 2000, s. 822-834.
Baykal Sanem, “Avrupa Birliği’nin Geleceği: Meşruiyet Sorunu, Anayasallaşma Süreci ve Bütünleşmenin Nihai Hedefi Üzerine”, Uluslararası İlişkiler, C. 1, S. 1, 2004, s. 119-153.
Çelebi, Aykut, “Avrupa Halkların Siyasal Birliği”, İstanbul 2002.
Döner, Ayhan, “İnsan Haklarının Uluslararası Alanda Korunması ve Avrupa Sistemi”, Ankara 2003.
Gautron, Jean Claude, “Avrupa Yurttaşlığı ve Fransa’daki Hukuki-Siyasi Tartışma”, (Çev: Durmuş Tezcan), MÜ AT Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, C. 5, S. 1-2, 1997, s. 225-239.
Göçer, Mahmut, “Avrupa Birliği ve Temel Hakların Korunması”, (http://www.anayasa.gov.tr/%20anayargi/gocer.pdf), 31.03.2004.
Göztepe Ece, “Yurttaşlığın Kamusal ve Ulusüstü Boyutu: Avrupa Yurttaşlığı ve Göçmen Forumu Örnekleri”, AÜHF Dergisi, C. 52, S. 4, 2003, s. 229-248.
Gündüz Aslan, “Avrupa Birliğinde İnsan Haklarının Yeri: Kurumsal Düzenleme ve Bireylerin Hakları” , MÜAT Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, C. 7, S. 1-2, 1999, s. 93-108.
İKV, AB Tam Üyeliğinin Türkiye Vatandaşlarına Sağlayacağı Faydalar, İKV yayını, (Ed: Senem Aydın ve Can Köstepen), İstanbul 2003.
Karakaş Ayşe Işıl, “AT Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği”, İstanbul 1993.
Komisyon, “European Governance:White Paper”, Brussels, COM, 2001, 428 final, Komisyon yayını.
Korkusuz, M. Refik, “Uluslararası Belgelerde ve Türk Anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler”, İstanbul, 1998.
Mahçupyan, Etyen, “AB Kimliği, İslam Dünyası ve Zihniyet Açısından Türklerin İkinci Modernleşmesinin Anlam ve İşlevi”, Birikim, 2004, S. 187, s. 19-27.
Moussis, Nicholas, AB Politikalarına Giriş Rehberi, (Çev: Ahmet Fethi), İstanbul 2004.
Nezihoğlu, Halim, “Avrupa’nın Bütünleşme Süreci Işığında Avrupa Kimliğine Bir Bakış”, Yeni Türkiye, S. 36, 2000, s. 870-877.
Oder, Bertil Emrah, “Avrupa Birliğinde Anayasa ve Anayasacılık”, İstanbul 2004.
Oran, Baskın, “Küreselleşme ve Azınlıklar”, Ankara 2001.
Raoux Alain, Terrenoire Alain, “Avrupa Yurttaşlığı”, (Çev: Selahattin Bağdatlı), KOÜHF Dergisi, S. 1, 1997, (563-569).
Reisoğlu, Safa, “Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları”, İstanbul 2001.
Taşdemir, Hakan; Demir, Hasan, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 2, No. 3, 2002, s. 85-100.
Taşdemir. Hakan, “Maastricht Antlaşması Sonrasında Avrupa Topluluğu”, Yeni Forum Dergisi, C.17, S. 320, 1996, s. 32-37.
Tezcan. Durmuş; Mustafa Ruhan Erdem; Oğuz, Sancakdar, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması”, Adalet Bakanlığı yayımı, Ankara 2004.
Tezcan, Ercüment, “AB Yurttaşlığı: Gelişim ve Perspektifler”, Birikim, S. 157, 2002, s. 53-58.
Tezcan Ercüment, “AB Hukukunda Birey”, İletişim yayınları, İstanbul 2002.
Vardar Deniz, “AT’nin Kimlik Bunalımı ve Türkiye”, Görüş, S. 7, 1993, s. 38-45.
[1]“Temel hak ve özgürlükler” kavramı günümüzde özellikle anayasalarda yer alan hak ve özgürlükleri anlatmak için kullanılmaktadır. Öyleyse temel hak ve özgürlük kavramını anayasa koyucu tarafından çoğunlukla vatandaşına ancak genelde herkese tanınan ve herkese karşı ileri sürülebilen, toplumun bireye sağladığı özgürlük alanı olarak tanımlayabiliriz. M. Refik Korkusuz, “Uluslararası Belgelerde ve Türk Anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler”, İstanbul 1998, s. 12.
[2] Avrupa Anayasasının perspektif ve dayanaklarının başında temel haklar yer almaktadır. Çünkü temel haklar her toplumsal yapıyı anayasallaştırır ve düzenlemenin muhataplarına kendinden kaynaklanan teminatlar sağlayarak entegre eder. Ayşe Füsun Arsava, “AB’nin Anayasallaşma Sürecinde Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No. 2, Bahar 2004, S. 2, s. 1-9.
[3] Bilindiği üzere İnsan hakları kavramı Batı Avrupanın kültürel ve hukuki mirasının bir parçasıdır. Bu kavramın ortaya çıkmasında ve dünyaya yayılmasında, Batı Avrupanın ciddi katkıları vardır. Geniş bilgi için bk. Aslan Gündüz, “Avrupa Birliğinde İnsan Haklarının Yeri: Kurumsal Düzenleme ve Bireylerin Hakları”, MÜAT Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, C. 7, S. 1-2, 1999, s. 93-108.
[4] 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan “Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu” ile oluşturulan İnsan hakları koruma sistemi hakkında geniş bilgi için bk. Safa Reisoğlu, “Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları”, İstanbul 2001; M. Refik Korkusuz, “Uluslararası Belgelerde ve Türk Anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler”, İstanbul 1998; Ayhan Döner, “İnsan Haklarının Uluslararası Alanda Korunması ve Avrupa Sistemi”, Ankara 2003; Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Oğuz Sancakdar, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması”, Adalet Bakanlığı yayımı, Ankara 2004.
[5] Avrupa Birliği Konseyi tarafından, AT’nin AİHK’ya taraf olmasının AT Antlaşması ile bağdaşıp bağdaşmayacağı konusunda, bu Antlaşmanın 128’nci maddesi uyarınca görüş bildirmeye davet edilen ATAD 28 Mart 1996 tarihli ve 2/94 sayılı kararında; Topluluğun insan hakları alanında genel normatif bir yetkisinin bulunmayışından bahisle, kurucu antlaşmaların bu haliyle AT’nin AİHK’ya taraf olmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Böylelikle AB’nin AİHK’ya taraf olmasını sağlayacak egemenlik devri üye ülkelerce yapılmadığından Birlik’in AİHK’nın karar ve denetim sistemine dahil olması ve Birlik organlarının eylem ve işlemlerine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru imkanı doğmamıştır. Bu nedenle topluluk temelinde insan hakları koruması ATAD tarafından ortaya konulan içtihatlar yolu ile sağlanmaya çalışılmıştır. Bk. Mahmut Göçer, “Avrupa Birliği ve Temel Hakların Korunması”, (www. anayasa. gov. tr/anayargi/gocer. pdf), 31.03.2004.
[6] Birlik yurttaşlığı statüsü ve bu statü ile üye ülke yurttaşlarına tanınan haklarla ilgili geniş bilgi için bk. Ercüment Tezcan, “Avrupa Birliği Hukukunda Birey”, İstanbul 2002; Ender Etem Atay, “AB Üyesi Olmanın Vatandaşlara Tanımış Olduğu Belli Başlı Haklar”, GÜHF Dergisi, C: II, S. 1-2, 1998, s. 229-257; Mithat Baydur, “Avrupa Vatandaşlığı”, Yeni Türkiye Dergisi, S. 36, 2000, s. 822-834; Hakan Taşdemir, “Maastricht Antlaşması Sonrasında Avrupa Topluluğu”, Yeni Forum Dergisi, C. 17, S. 320, 1996, s. 32-37; Ece Göztepe, “Yurttaşlığın Kamusal ve Ulusüstü Boyutu: Avrupa Yurttaşlığı ve Göçmen Forumu Örnekleri”, AÜHF Dergisi, C. 52, S. 4, 2003, s. 229-248; A. Füsun Arsava, “Avrupa Birliği Hukukunda Yurttaşlık Kavramı”, KOÜHF Dergisi, S. 2, 1998/1999, s. 293-304; Alain Raoux, Alain Terrenoire, “Avrupa Yurttaşlığı”, KOÜHF Dergisi, S. 1, 1997, (Çev: Selahattin Bağdatlı), s. 563-569; Jean Claude Gautron, “Avrupa Yurttaşlığı ve Fransa’daki Hukuki-Siyasi Tartışma”, MÜAT Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, C. 5, S. 1-2, 1997, (Çev: Durmuş Tezcan), 225-239; Ercüment Tezcan, “Avrupa Birliği Yurttaşlığı: Gelişim ve Perspektifler”, S. 157, Mayıs-2002, 53-58.
[7] AB çerçevesinde egemenlik devri sorunu ve bu kapsamda ortaya çıkan tartışmalar hakkında geniş bilgi için bk. Ayşe Işıl Karakaş, “Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği”, İstanbul 1993.
[8] Dolayısıyla AB kimliği kendiliğinden ortaya çıkacak değil, üretilecek bir olgu; ve bu üretilecek kimlik “öteki” ile olan mesafeyi de yeniden tanımlayacak. Bu durumda çeşitli milletlerin birlikteliğine dayanan bu bütünleşmenin hayali olmayan bir kimliğe sahip olmadığını öne sürmek pek kolay değil. Öyleyse AB kimliği ancak, ortak bir hayalden beslenerek üretilebilecek bir tanımlama. Bk. Etyen Mahçupyan, “AB Kimliği, İslam Dünyası ve Zihniyet Açısından Türklerin İkinci Modernleşmesinin Anlam ve İşlevi”, 2004, S. 187, s. 19-27.
[9] Hakan Taşdemir, Hasan Demir, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 2, No: 3, Ankara 2002, S. 92, s. 85-100.
[10] AB Konseyinin Nice Zirvesinde açıklanan ve Nice Antlaşmasına ekli “Avrupa Birliğinin Geleceği” Deklarasyonunun öngördüğü ve AB’nin yetkilerinden görevlerine, kurumsal yapısının daha etkili verimli ve demokratik işleyişinden bütünleşmenin amaçlarına ve nihai hedeflerine dek her konunun tartışılmasını öngören süreç, 2004 yılında son aşamasına girmiş bulunmaktadır. 2001 yılında İsveç ve Belçika Dönem Başkanlıkları tarafından başlatılan ve yürütülen Avrupa’nın geleceği tartışması 2001 Aralık ayında Laeken Zirvesi ile yeni bir aşamaya girdi ve 28 Şubat 2002 tarihinde Avrupa’nın geleceği Konvansiyonu adı verilen bir oluşuma dönüştü. 10 Haziran 2003 günü çalışmalarını tamamlayan Konvansiyon, başlangıçta sadece bir ihtimal olarak ortaya atılan Avrupa Birliği için bir “Anayasa” hazırlanmasını, başkanlığını üstlenen Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’in de yönlendirmesi ile gerçeğe dönüştürerek “Avrupa için Anayasal Antlaşma Taslağı”nı 20 Haziran 2003 tarihinde Selanik’te gerçekleşen AB zirvesine sundu. Bu metin üzerinde özellikle Komisyonun yeni yapısı ve Birlik’in işleyişi üzerinde küçük ülkelerin söz sahipliği konularında uzun süren uzlaşma çabaları sonucunda Haziran 2004, AB Zirvesinde uzlaşmaya varıldı. Uzlaşılan bu metin sembolik bir törenle Roma Antlaşmasının imzalandığı salonda 29 Ekim 2004 tarihinde AB’ye üye ve aday ülke devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalandı. İmzalanan bu metnin AB üyesi ülkelerdeki onay prosedürü ise halen devam etmektedir. Geniş bilgi için bk. Sanem Baykal, “Avrupa Birliği’nin Geleceği: Meşruiyet Sorunu, Anayasallaşma Süreci ve Bütünleşmenin Nihai Hedefi Üzerine”, Uluslararası İlişkiler, C. 1, S. 1, 2004, s. 121, 119-153.
[11] A. Füsun Arsava, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No: 1, 2003, s. 8, 1-17.
[12] İngiltere AB üyesi ülkeler içinde yegane yazılı anayasa metnine sahip olmayan ülkedir. İngiliz Anayasası kavramı yüzyıllar içinde oluşmuştur ve sayısız tarihi metinler, örneğin Magna Carta ve Bill of Rights gibi metinleri içerir. Fransız Anayasasının, Avusturya Anayasası gibi bir temel haklar katalogu yoktur. Fransız Anayasası dibacesinde 1789 tarihli İnsan ve Vatandaşlık Hakları Bildirgesine ve onu tamamlayan 1946 tarihli IV. Cumhuriyet Anayasasının dibacesine atıfta bulunmaktadır.
[13] Bu değerlendirme 15 üyeli AB kapsamında yapılmıştır.
[14] Nicholas Moussis, “Avrupa Birliği Politikalarına Giriş Rehberi”, (Çev: Ahmet Fethi), İstanbul 2004, s. 249.
[15] Mustafa Alp, “Avrupa Birliği Temel Sosyal Hakları ve Türk İş Hukuku”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2004, s. 1-41.
[16] Hakan Taşdemir, Hasan Demir, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 2, No: 3, 2002, s. 97, 85-100.
[17] Madde 16: “Topluluk hukuku ile ulusal hukuk uygulamalarına uygun olarak, teşebbüs serbestisi tanınır”. Temel Haklar Şartının tam (Türkçe) metni için bk. İKV, AB Tam Üyeliğinin Türkiye Vatandaşlarına Sağlayacağı Faydalar, İKV yayını, (Ed: Senem Aydın ve Can Köstepen), İstanbul 2003.
[18] Azınlık kelimesinin tanımı ve azınlık konusunda bilgi için bk. Baskın Oran, “Küreselleşme ve Azınlıklar”, Ankara 2001.
[19] İyi idare, iyi yönetişim AB ve Komisyon çevrelerinin de üzerinde çalışmalar yürüttüğü ve önem atfedilen bir alandır. Özellikle sıklıkla eleştirilen AB’nin ağır ve hantal Brüksel bürokrasisinin, daha verimli çalışması konusunda reform önerileri, proje ve fikirler geliştirmek üzere raporlar hazırlanmaktadır. Bu raporlardan biri için bk. Komisyon, ” European Governance:White Paper”, Brussels, COM, 2001, 428 final, Komisyon yayını.
[20] Zaten öyle de olmuştur. Şu anda AB’ye üye ülkelerde onay prosedürü devam eden AB Anayasası isimli belgeye Şart neredeyse aynen alınarak birincil (primer) hukukun tartışmasız bir parçası haline getirilmiştir. Böylelikle AB Anayasasının (Avrupa için bir anayasa oluşturan Antlaşma) yürürlüğe girmesi ile birlikte Şart’ın bağlayıcı bir belge olup olmadığı tartışması kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır.
[21] Şart’ın 52/3 ncü maddesi; “3. Bu şartta yer alan haklardan, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Hakkında Avrupa Sözleşmesinde yer alan haklarla örtüşenlerin anlamı ve kapsamı, söz konusu Sözleşmedeki haklarınkiyle aynıdır. Bu hüküm, Birlik hukukunun daha ileri bir koruma getirmesine engel teşkil etmez .”
[22] Özellikle Şart’ın 51/2 nci maddesi;” 2. Bu şart, Topluluk veya Birlik bakımından yeni bir görev veya yetki yaratmaz ve Antlaşmalarda tanımlanan görev ve yetkileri değiştirmez”.
[23] Hakan Taşdemir, Hasan Demir, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, s. 94.
[24] A. Füsun Arsava, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No. 1, 2003, s. 14, 1-17.
[25] Ercüment Tezcan, AB Hukukunda Birey, İstanbul 2002, s. 260.
[26] Avrupa’nın Geleceği Konvansiyonu.
[27] Bertil Emrah Oder, “Avrupa Birliğinde Anayasa ve Anayasacılık”, İstanbul 2004, s. 318.
[28] Şartta yapılan diğer değişiklikler, yorum ve uygulamaya ilişkin genel hükümler olan II-51 (Anayasada 111’nci madde) ve II-52 (Anayasada 112’nci madde) nci maddelere ilişkindir. II-51’nci madde de yapılan değişiklikle Şarttaki hak ve ilkelerin topluluk ve üye devletler tarafından gözetilmesi konusunda, Birlik’in sınırlı yetkileri özellikle vurgulanmaktadır. Bu değişikliklerin değerlendirmesine ise çalışmanın hacmi itibarı ile girilmeyecektir.
[29] Bu konuda geniş bilgi için bk. Ömer Kurtbağ, “İnsan Hakları Koşuluna Dayalı Avrupa Birliği Dış İlişkileri ve Genişleme Politikası”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 1, S. 2, Bahar-2002, 101-119.
[30] A. Füsun Arsava, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C. 3, No:1, 2003, s. 16, s. 1-17. AB’nin kimlik oluşturma politikaları hakkında bilgi için bk. Halim Nezihoğlu, “Avrupa’nın Bütünleşme Süreci Işığında Avrupa Kimliğine Bir Bakış”, Yeni Türkiye, S. 36, 2000, s. 870-877; Canan Balkır, “Kimlikler Avrupası Üzerine Düşünceler”, Yeni Türkiye Dergisi, S. 36, 2000, s. 815-821; Deniz Vardar, “AT’nin Kimlik Bunalımı ve Türkiye”, Görüş, S. 7, Ocak-1993, s. 38-45.
[31] Aynı yönde bk. Aykut Çelebi, Avrupa: “Halkların Siyasal Birliği”, İstanbul 2002.
[32] Her ne kadar Şart Avrupa için Anayasa oluşturan anlaşmada “neredeyse” aynen yer almışsa da, anayasanın üye ülkelerdeki onay prosedürü sürdüğü ve bu nedenle henüz bu belge yürürlüğe girmediğinden bu değerlendirme halen geçerliğini korumaktadır. Öte yandan Şart’ın halihazırda ATAD açısından bağlayıcı olmamakla birlikte, bir esin kaynağı olacağını söylemek yanlış olmaz bk. Ercüment Tezcan “AB Hukukunda Birey”, s. 260.

No comments:
Post a Comment